Geçen cuma günü, bir genç kızın ölümüne tanık olduk.
Şirin’i iki yıl önce evlendirmişler, o zaman, sadece 15 yaşındaymış… Onu hastanede tanıdıktan altı saat sonra kaybettik (NBC News).
Şirin 17 yaşında. Bizim ziyaretimizden birkaç gün önce, Herat Bölge Hastanesi Yanık Ünitesine getirilmiş. Vücudunun yüzde doksanında, üçüncü derecede büyük yanıklar var.
Kaynanası, Şirin’in bir kaza sonucu yandığını söyleyerek “Kız mutfakta yemek hazırlıyordu, ama bir şey oldu, yağ ile benzini karıştırdı” dedi.
Fakat Yanık Ünite Başkanı Doktor Mohamed Aref Jalali, “Şirin, özel görüşmemizde bize, bir kavganın ardından kaynanası ve görümcesi tarafından kasten yakıldığını söyledi” dedi.
Doktor Jalali, Afganistan’da birçok genç kızın, aile sorunlarından kurtulmanın, en iyi yolunun intihar etmek olduğunu düşündükleri için kendilerini kurban ettiklerini belirtti.
Doktor, “Bu genç kızlar, kaynanaları veya görümceleri ile olan problemlerini çözmeye teşebbüs etmenin iyi sonuçlar vermeyeceğine inanıyorlar. Kendilerini öldürmenin her şeyi çözeceğini düşünüyorlar” açıklamasında bulundu.
Afganistan’da bu, özellikle 13–25 yaş arasındaki genç kadınlar içinde çok ağır bir soruna dönüştürülen “çözüm” yolu olmuş.
Herat Bölge Hastanesi Yanık Ünitesi (tüm ülkede, bu uzmanlık alanına sahip tek yer) doktor ekibi bu yılın ilk yedi ayında, kendini öldürmek isteyen 51 kadını tedavi ettiklerine ve bunlardan sadece 13’ünün hayatta kaldığına işaret ediyor.
Jalali, bu uygulamayı, “Sovyetler Birliği ile on yıl (1979–1989) süren savaş yıllarında İran’a kaçan mülteci Afganların, oradan getirdiklerini ve mücahitler arasındaki çatışmalar sonrasında, doksanlı yıllar boyunca ve halen bütünüyle devam ettiğini, bu ‘zorla çocuk gelinler geleneğinin’ çoğunun çok yoksul ailelerden gelen, cahil Afgan kadınlar arasında ‘popüler’ bir metot olarak yayıldığını” açıkladı.
Jalali, bu olayların en önemli nedeninin zorla evlendirme olduğunu ve bunun da ekonomik sorunların bir sonucu olarak ortaya çıktığını, belirtti.
Yanık Ünitesinde gönüllü çalışan, Fransız sıcaklığı gösteren Fransız hemşire Marie Jose Brunel, “orada, sadece temizlik yapmak, yıkamak ve çocuk doğurmak… için bulunuyorlar, başka bir şey için değil”, “eğer özgürlükleri yoksa eğitim alma olanakları yoksa ve bir şey yerine konmuyorlarsa, katlanılması çok zor bir durum” dedi.
Aile içi şiddet
Hastanede Şirin ile aynı salonda yatan Rezagul ile karşılaşıyoruz. On üç yaşında zayıf ve cahil bir kız. Kendisinden neredeyse yirmi yaş büyük bir adamla, on bir yaşındayken evlendirilmiş. Bize, kötü muamele gördüğünü, ev işlerinde ufak bir kusur işlediğinde kötü muamele gördüğünü anlattı. Görümcesi de aynı şekilde davranıyormuş. “Herkes bana karşı çok acımasızdı. Kocam, görümcem, kaynım… beni dövüyorlardı” dedi.
Rezagul, hayal kırıklığı ve ailesine olan özlemi sonucu sert önlemler almaya karar verdi.
“Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki” diyerek olayı anımsıyordu, “Benzini üstüme serptim ve kendimi yaktım. Yaşamayı istemiyordum”. Vücudunun alt tarafı yanıklarla kaplıydı.
Cildinin iyileşmesi için birkaç aya ihtiyaç vardı. Şu anda kronik böbrek ağrısı nedeniyle hastanedeydi.
Jalali, Rezagul’ün tamamen iyileşebilmesi için hala fizik tedavi ile birlikte rekonstrüktif cerrahiye ihtiyacı olduğunu söyledi.
Onu ziyaret ettiğimiz gün, Rezagul, sakin ve neredeyse mutlu görünüyordu. Artık evli değildi. Babası onu almaya gitmiş ve kendi ailesinin yaşadığı yere geri getirmişti. Hayatında ilk kez okula gideceğini düşünerek heyecanlanıyordu.
Ciddi bir boşluğu doldurmak
Brunel, genellikle Fransa’nın güneyinde yaşıyor. Bir Fransız kitle örgütü olan Humani Terra International aracılığıyla gönüllü olarak Afganistan’a taşındı ve 2003 yılından beri Yanık Ünitesi ekibiyle birlikte çalışıyor.
Aslında, birimin kurulma aşamasında (başlangıçta henüz hazır olmayan personel ve sadece birkaç yatak ile hastanenin ana kısmı kuruluyordu), yanıkların tedavi edileceği bir yer istediği, Herat Valisi İsmail Han ile yaptığı toplantının ardından, belirleyici bir rol oynamış.
Brunel ve Afganistanlı meslektaşları, ziyaret etmekte olduğumuz tedavi merkezini; planlama, eğitim ve finansmanını bulmaya çalıştıkları yıllardan sonra, 2007 yılının Ekim ayında açmışlar. Merkez, yılda ortalama 600-700 yanık vakası kabul edebiliyor. Hastalarının çoğunluğu ev içi kaza kurbanı çocuklar. Merkezde, pek çoğu çaydanlıktaki kaynar suyu üzerine dökme sonucu gazlı bezlerle sargılanmış onlarca çocuğun bulunduğu bir salon bulunuyor.
Ancak hastaların önemli bir kısmı, kendi canına kıyanlardan oluşuyor. Yanık ünitesinin tuttuğu istatistiğe göre hastaların en az yüzde 10’unu teşkil ediyorlar. Brunel, “2003 yılında başladığımız zaman Herat’ta, bir yıl içinde yaklaşık 350 olayın olabileceğini hesapladıklarını” anımsıyor. Yerel hükümet ve hastanenin başlattığı, halkı bilinçlendirme kampanyasından sonra sayı, en azından Herat kurbanları acısından azalıyor.
Brunel, “Sorunun nasıl azalmakta olduğunu gördük”, “Kampanyanın ikinci yılının ardından bu sayının daha da azalacağını umuyorum” dedi.
Ancak daha fazla fon ve daha fazla zamana ihtiyaçları var. Her ne kadar kendini yakma vakalarında il içinde azalma oluyormuş gibi görünsede, diğer bölgelerde büyüme devam ediyor. Doktor Jalali, “Bize, diğer şehirlerden de geliyorlar”, “Şu anda Farah, Nimruz, Badgis ve Helmand şehirlerinden hastalarımız var” dedi.
Yaşam yitip giderken
Uzun ziyaretimiz süresince, zaman zaman Şirini ziyaret ediyoruz. İnlemeyi bırakmamıştı ve zamanı halüsinasyonlar ile geçiyordu. Annesi Hanifa Ahmadi, ondan ayrılmıyor ve ara sıra başını okşuyordu.
Ahmadi, bir Afganlıdan daha çok İranlıya benzeyen güzel bir kadındı. Kızının niçin kendisini yaktığını anlamadığını söyledi. “Şirin daima herkesle iyi geçinen ve her zaman neşeli olan bir kızdı” açıklamasında bulundu.
Ahmadi, Şirin’in hızla iyileşeceğine ve hastaneden çıkacağına inanıyordu. Oysa Doktor Jalali emindi, “çok sürmez… Belki bir, bir buçuk saat. Çok korkunç ama hiçbir şey yapamıyorum. Vücudunun yüzde 90’ında üçüncü derecede yanıklar var” diyordu.
Brunel başını salladı. “Hiçbir şey yapamıyoruz… Saygınlıkla ölmesine yardım etme dışında” diyor. O ve bir hasta bakıcı, nöbetleşe; onun rahat nefes alabilmesi için tüp koyarak, onu besleyerek veya sadece yanık vücudunu örten çarşafı düzelterek, kendisini mümkün olduğunca iyi hissetmesine çabalıyorlardı.
Doktorun nihai son tahmini biraz gecikti, ama geldi. Onun bildiği saatten altı saat sonra öldü.
Aile üyeleri, salondan tam hız bizim önümüzden geçtiler; annesi, amcası, teyzesi ve sonra üzgün olmaktan daha çok şaşkın görünen kocası. Ağlayarak Şirinin odasına çıktılar, ellerini acıyla sıkarak yatağının etrafını çevrelediler. Kızın birkaç gün önce kavga ettiği kaynanası dâhil.
Bir kenarda sessizce duruyoruz, eşyalarımızı topluyoruz, rahatsızlık vermemeye çalışarak gitmek için hazırlanıyoruz.
Son kez antreye indiğimizde Rezagul’ün bulunduğu odaya göz attım. Canlı gözleriyle bana baktı ve eliyle güle güle dedi.
Mutlu ol, küçük!
07 Kasım 2009
[Rebelion’daki İspanyolcasından 5deniz.net (Sendika.Org) için çevrilmiştir]
|