5deniz Genel
Afganistan
Afrika Boynuzu
Bangladeş
Filistin
Irak
Kuzey Afrika
Kıbrıs
Körfez Ülkeleri
Lübnan
Mısır
Pakistan
Sudan
Suriye
Suudi Arabistan
Türkiye
Umman
Yemen
İran
Ürdün
İsrail



Din / Laiklik
Emperyalist Stratejiler
Filistin Solu
Kadın Sorunu / Kadın Hareketleri
Kültür/Sanat
Kürt Sorunu
Köylü Hareketleri
Mülteciler Sorunu
Politik İslam
Savaş ve Direniş
Siyonizm
İşçi Hareketleri



5deniz.net
Alain Gresh
Ali Abunimah
Gilbert Achcar
Immanuel Wallerstein
James Petras
Michael Chossudovsky
Tarık Ali


Yalanlar ve İsrail'in savaş suçları - Ben White
- 22 Kasım 2009
Bu ay, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yaptığı “Dökme Kurşun Operasyonu” saldırısının “resmi” olarak sonlandırılışından beri geçen altı aya damgasını vurdu. 27 Aralık’tan 18 Ocak’a kadar dünyanın en güçlü ordularından birinin gücü 1.4 milyon Filistinlinin kaçacak yollarının olmadığı yoğun nüfuslu bir bölgeyi harabeye çevirdi. İsrail’in resmi ve gayri resmi savunucularının paralel propaganda savaşı ateşkesten sonra da devam etti ve insan hakları gruplarının uluslararası hukuk ihlallerine ilişkin tekrar tekrar sundukları raporlarla umutsuzca bir mücadele şeklinde sürdü. Bu makale, bu dezenformasyon, kargaşalık ve yalan kampanyasının birkaç stratejisini ve İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaş suçları gerçeğini gözden geçirecek.

Dökme Kurşun Operasyonu’nun başlarında, İsrail saldırısının boyutu netleşti. Altı gün içinde İsrail Hava Kuvvetleri Gazze Şeridi’nin karşısındaki nişangâhlara 500’den fazla sorti gerçekleştirdi. Yüzlerce helikopter saldırısı, tank ve donanma bombardımanları ve piyade hücumlarını saymazsak, bu durum aşağı yukarı her 18 dakikada bir hava saldırısı anlamına geliyor. Bunların hepsi ABD’nin Seattle şehri ile aynı büyüklükte olan bir bölge üzerinde yapılıyor.

Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün Haziran’da yayınlanmış bir raporunda belirtildiği gibi; “İsrail askeri operasyonunun 22. gününde, bütün civarın enkaza döndüğü Gazze’deki hiçbir yer siviller için güvenli değildi.” “Büyük bir depremin merkez üssüne benzeyen alanlarla birlikte”, hala kaldırılması gereken “yarım milyon ton beton yığını” var. [1]

Okulları, evleri, camileri, üniversite binalarını, polis karakollarını, bakanlıkları ve yasama meclisi binalarını hedef alan saldırı sona erdiğinde, Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Vakfı (UNRWA) ve Birleşmiş Milletler Geliştirme Programı (UNDP)’in ortak konut araştırmasına göre; 3,600 konut birimi tamamen tahrip olmuş, 2,700 konut azami hasarlı olarak belirlenmiş ve 52,000 evin ise küçük çapta bir tamire ihtiyacı olduğu belirlenmiştir.

İsrail uluslararası basının neler olduğunu görmek için Gazze Şeridi’ne girmesini yasaklamış olsa da, yeterli derecede görsel ve delil, İsrail’in kendi elindeki bir “Halkla İlişkiler kâbusu” denilebilecek çitle çevrilmiş bölgeden çıkarılıyordu. İsrail’in yandaşları ve sözcüleri, stoklarındaki bir dizi sabit cevap ve argümana geri döndüler.

İsrail’in asla sivilleri hedef almadığı konusunda ısrar ettiler. İsrail ordusu, masumları korumak için olağanüstü dikkat eden, dünyanın en ahlaklı ordusuydu. Öte yandan Hamas, canlı kalkanlarını utanmazca kullanıyor, kendi insanları arasına saklanırken roketleri ateşliyordu. İsrail’in sadece ve sadece nefsi müdafaa yaptığı söyleniyordu. Hangi ülke, diye soruyorlardı, kendi halkına karşı bu türden saldırılara tepkisiz kalabilirdi ki?

Bu sonraki argüman başka bir yerde ustalıkla ele alındı; bu makale daha çok Gazze Şeridi’ndeki bölgede ne olduğuyla ilgili. [2] Burada anahtar, kendi vatandaşlarının yaşamlarını tehlikeye atmaya hazır alçak terörist bir ordunun iddiaları: İsrail ordusunun sivilleri ya da sivil altyapıyı hedef almadığı uydurmacasını sürdürmek için ölülerin “sivil” kimliği üzerinde kuşku uyandırılmış olmalıdır. Böylece Filistinli ölüm istatistiklerinden kuşku duyulur, hatta küçümsenir – ölülerin sivil olduklarından emin miyiz? Ölenlerin sivil olduğunu inkâr etmek zorlaşınca da – morglar kadın ve çocuk doluyken – o durumda son çare ahlaksız Hamas mücahitlerinin İsrail’i bu zavallıları öldürmeye zorlamakla suçlanmasıdır.

Bazen yaygın Batı medyası için bile şok edici nitelikte spesifik olaylar olsa da, bu standart propaganda satırlarını tekrar etme işi pek tutmadı. Bu hususta, İsrail ordusunun sözcüleri, yeterince şüphe yaratma umuduyla, verilecek cezanın hafifletilmesiyle ilgili birbiriyle çelişen bir dizi tutarsız ret beyanını, itirafı ve karşı iddiayı yayımladı.

Buna ilişkin bir örneğe bakmadan önce, İsrail’i savunanlarca saldırı esnasında ve sonrasında basında kullandıkları incelemeye değer başka bir halkla ilişkiler taktiğine bakalım: Cenin “örneği.” 2002’de, 16 Şubat Jerusalem Post baş makalesinde (“Savaşın ilk kaybı: Dürüstlük.”) yeniden yayımlanmış bu standart propaganda çizgisine göre, “katliamın fena halde çarpıtılmış bir hikayesi ve toplu [sic] cinayetler söylentisi Filistinli yetkililer tarafından yayılmıştı” ve şimdi 2009’da Gazze’de tarih kendini tekrarlıyordu.“ ‘1300 Filistinli öldürüldü ve birçoğu sivil’” nitelemesi “kamu bilincine yerleşmiş” oluyor.

Cenin’le olan benzerlik yol gösterici. Fakat İsrail propagandacılarının iddia ettiği şekilde değil: bu yıl Gazze’de yapıldığı gibi, İsrail savaş suçları inkâr ediliyor ve suçlar boş tehditlerin, iddiaların ve caymaların olduğu bir Halkla İlişkiler operasyonu ile gizleniyor. İsrail’in uydurmacasına göre, gerçekler öğrenilince Filistinlilerin “vahşet propagandasının” ve Cenin’deki katliam iddialarının, yanlış olduğu kanıtlanmış. Aslında İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi gruplar “çok sayıda sivilin öldüğü” sonucuna vardı ve “İsrail Savunma Gücü’nün (İsrail Ordusu) yasalara aykırı davrandığını ya da kasten insan öldürdüğünü” belgeledi. İnsan Hakları İzleme Örgütü bu sonucu “çocuklar, fiziksel engelliler ve yaşlılar dahil” en az 22’si sivil olan 52 Filistinli ölümünden yola çıkarak hesapladı. Batı medyasında, bir liseye açılan ateşteki yarım düzine kurban, “bir katliamdır.” -- İsrail’deki intihar bombalarının olduğu gibi. Ancak görünüşe göre Filistinliler bir katliamın kurbanları değil, ancak “tali zarar” olabiliyorlar.

İsrail’in bu “sahte katliam” anlatısı hem Cenin’in hemen sonrasındaki süreçte, hem de Dökme Kurşun Operasyonu sırasında ve sonrasında İsrail’in propaganda amaçlarına fayda sağladı. Mort Zuckerman 13 Nisan’da The Huffington Post’taki yazısında okuyuculara “2002’de Cenin’de teröre karşı mücadelede binlerce yurttaşın katledildiğini söyleyen şehir efsanesini hatırlıyor musunuz? Sonuçta da 54’ten fazla ölü olmadığı, bunların çoğunun da savaşçı olduğu ortaya çıkmıştı.” Bu tarz bir yaklaşım, kayıplara ilişkin karışıklık yaratmada bizzat İsrail’in üstlendiği rolü unutuyor ve daha önemlisi de dikkatleri belgelenmiş olan vahşetten başka yöne çekme meselesine önemli bir katkı sunuyor.

İsrail’in faaliyet halindeki Halkla İlişkiler mekanizmasının Dökme Kurşun Operasyonu’nda nasıl çalıştığına dair iyi bir örnek, 6 Ocak’ta Cebeliye’de İsrail havan toplarının, savaştan kaçarak sığınanların korunduğu Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Kurumu’nun (Filistinli mülteciler için çalışan bir Birleşmiş Milletler kurumu) yönettiği bir okulun dışındaki kalabalık bir caddeye düşmesiydi. Okulun içindeki pek çok insan yaralandı ve düzinelerce Filistinli caddede öldürüldü ve yaralandı.

İsrail savunucuları için bu, onların çok yaygın olduğunu iddia ettikleri dalaverelerin meşhur bir örneği haline geldi. Kanada’nın Globe and Mail gazetesi, Şubat’ta, Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Kurumu yetkililerinin okulu gerçekte İsrail’in bizzat vurduğu konusundaki iddiaları yaymaya yardım ettiğini ileri süren bir hikaye yayınladı (“İsrail’in Gazze’deki okula yaptığı saldırı dikkatli incelenmiyor,” 29 Ocak 2009). Daha sonra Haaretz gibi gazeteler ve diğerleri, “Birleşmiş Milletler, İsrail Koruma Kuvvetleri’nin (İKK) Gazze’deki okula ölümcül bir saldırı gerçekleştirdiği yönündeki iddiasından vazgeçti,” şeklin manşetler attılar. (3 Şubat 2009)

Pek çok konudaki çok benzer makalelerde gizlenmiş olan gerçek, Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Kurumu’nun her zaman saldırının okulun dışını vurduğunu söylemiş olduğuydu. İsrail ordusu saldırının hemen sonrasında “Aslında bu, okullardan havan mermileri atan Filistinli savaşçılara cevap ateşiydi,”dedi (“Birleşmiş Milletler 43 kişinin öldüğü Gazze’deki okulun İsrail ateşi ile vurulmadığını söylüyor,” The Washington Post, 7 Şubat 2009).

İngiltere televizyonunda Kanal 4’te bir gazeteci olan Jonathan Miller, bu “fabrikasyon tartışma” yı açığa çıkartarak çok iyi bi iş çıkardı. Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Kurumu’nun “başından beri havan toplarının okulu vurduğunu söylediği”ni belirten Miller “başka bir Birleşmiş Milletler kurumu olan BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin güncel olaylarla ilgili raporlarından birinde, havan toplarının aslında okulu vurduğunu nasıl yanlışlıkla açıkladığını,” anlattı, ki bu durum daha sonra açıklığa kavuşturulmuştu. (“Gazze’deki iki okulun hikayesi” Channel4.com, 6 Şubat 2009)

Miller’ın dediği gibi İsrail “Bir BM kuruluşunun online bir yayınındaki gizli küçük bir hatayı yakalıyordu” ve dikkatleri “savaşın son günü, yolun 800 yard yukarısındaki BM’in yönettiği diğer bir okula” yapılan öldürücü beyaz fosfor saldırısı gibi daha önemli olaylardan başka yöne kaydırmak için bunu “bir duman perdesi” olarak kullanıyordu.

Savaş sırasında BM mülkleri ve personeline yapılan saldırıları araştırması için Genel Sekreter Ban Ki-moon tarafından kurulan BM komitesinin raporunda bir başka bariz yalan ortaya çıkarıldı. Rapor, Mayıs’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine gönderilen 27 sayfalık bir özet şeklinde basılmıştı. Birleşmiş Milletler ekibinin 11 önerisinden ilki “İsrail Hükümeti’nin Filistinlilerin 6 Ocak’ta Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Kurumu Cebeliye’deki okuldan ve 15 Ocak’ta Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Kurumu Saha Ofisi tesislerinden ateş ettiğini ileri süren açıklamalarının asılsız olduğunu ve bundan üzüntü duyduğunu resmi olarak açıklaması” çağrısıydı.

Gazze’de olanlarla ilgili gerçekler geçen aylarda, İsrail ordusunun işlediği suçlar yığını listesini açıklayan çeşitli raporlarda ortaya çıktı. Belgelenen şeyler bireysel hatalar ya da “çürük elmalar”dan oluşan bir küme değil, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki hayat yapısına olan sistematik saldırısının kanıtıdır.

Merkezi Gazze’de bulunan Filistin İnsan Hakları Merkezi (FİHM) Mart’ta, saldırı sırasındaki ölümlerle ilgili 1,400 Filistinlinin öldürüldüğü doğrulayan bir rapor hazırladı. İsrail ordusu tarafından öldürülen 225 polis memuru hariç, siviller toplamda %65’i oluşturuyor.

Nisan’da B’Tselem ve İsrail Yurttaşlık Hakları Birliği’nin de dahil olduğu İsrail insan hakları örgütleri, “Gazze’de pek çok sivilin öldürülmesi ‘talihsizlik’ değil, ordunun savaş süresince uyguladığı seçilmiş politikasının doğrudan sonucudur.” diyen bir ortak açıklama yaptılar. [3]

Bu ayın başlarında, Uluslararası Af Örgütü Dökme Kurşun Operasyonu’yla ilgili, İsrail’i “savaş suçları” ve “acımadan yıkıp yok etme eylemleri” ile suçlayan raporunu yayınladı. Af Örgütü, yüzlerce sivil ölümünün “aslında meşru olan saldırıların ‘yan hasarları’ ya da hata olarak geçiştirilemeyeceği’ konusunda ısrarcıydı.”Af Örgütü Gazze ‘savaş suçlarını’ ayrıntılı olarak ele aldı”, BBC News, 2 Temmuz 2009.

Büyük ölçekli bu yıkımın kasıtlı olduğuyla ilgili başka kanıtlar da ortaya çıktı. 23 Nisan’da Haaretz “saldırı esnasında kilit mevziyi tutan iki piyade subayı”nın “mahalleleri dümdüz ettik” dediğini belirtti. İngiliz gazeteci Peter Beaumont, Mayıs ayında “askeri kuvvetler aracığıyla gerçekleştirilen toptan bir şehir planı tahribinin sonrasından” bahsediyordu. (“Gazze’deki ölüm ve yıkım düzenli bir şekilde dosyalanıp belgelendi,” The Guardian, 29 Mayıs 2009). Gazeteci, birkaç hafta sonrasında geri döndüğünde, İsrail’in hedefinin roket ateşlerini durdurmaktan çok “daha kapsamlı amaçları işaret ettiğini” belirtti – “Filistin kurumlarının paramparça edilmesi bunlardan yalnızca biri.” (“Yıkıntılar içinde bir yaşam,” The Observer, 5 Temmuz 2009)

Haziran’da BBC Gazze’deki sanayinin yeniden inşası mücadelesiyle ilgili, gıda alanında faaliyet gösteren bir aile işletmecisini konu alan bir haber hazırladı. İşadamı Yaser al-Wadiya’da “İsraillilerin havadan vurduktan sonra buldozerlerle yıktığına inandığı bisküvi fabrikasının harabeleri arasındaki palet zincirlerinin fotoğrafları” vardı. Aynı hikaye daha sonra “Birleşmiş Milletler’in insani faaliyetleri konusunda en üst düzey görevli John Holmes’ün İsrail’i Gazze’nin endüstri alanının ‘sistematik olarak yerle bir etmekle’ suçladığı”ndan bahsediyordu. (“Gazze endüstrisini yeniden kurma mücadelesi”, BBC Haberleri, 26 Haziran 2009)

Bu denli yüksek bir sivil ölüm oranıyla, İsrail’in Gazze’deki operasyonlarıyla ilgili araştırmaların korkunç hikayelere dönüşmesi ve ortaya zorlu sorular koyması şaşırtıcı değil – Gazze saldırısının İsrailli gazilerinin ifadelerinden oluşan Sessizliği Bozmak koleksiyonunun tanıtımında “çürük elma” teorisinin neden yetersiz kaldığını şu şekilde açıklandı: “altyapıya ve Gazze Şeridi’ndeki sivillere yapılan bu büyük ve benzersiz saldırı, İsrail Savunma Kuvvetleri (İSK) politikasının doğrudan bir sonucudur.”

Dökme Kurşun Operasyonu’ndan sadece bir ay önce, Filistinlilerin anlattığı hikayeleri Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün hikayeleri ekleniyordu; deniyordu ki, “görünüşe göre İsrail tanklarından evlerine atılan mermilerle öldürülen Filistinli aileler sık sık görülen bir durum, belli ki pencereye yaklaştıkları zaman ya da balkona çıktıkları zaman öldürülmüşler” [4] ABD’den gelen bir avukatlar heyeti de Gazze Şeridi’ne geldi ve “İsrail güçlerinin” saldırı sırasında gerçekten de “kasten sivilleri hedef aldığı” sonucuna vardı. [5]

Filistinlilerin dosyaları Gazze’deki İsrail ordusunun işlediği suçlarla ve bu yüzden de insan hakları ekiplerinin araştırmaları ile dolu. Haziran’ın sonunda İnsan Hakları İzleme Örgütü (İHİÖ), düzinelerce Filistinli sivili öldüren saldırılarda İsrail’in kullandığı uzaktan kumandalı uçaklarla ilgili bir rapor düzenledi. İHİÖ, uzaktan kumandalı uçakların daha “savaşla alakası olmayan ve her çeşit kavgadan uzak sivilleri öldüren”, “İsrail’in cephaneliğindeki en hassas silahlardan biri” olduğuna dikkat çekti.

Ayrıca son zamanlarda Uluslararası Af Örgütü’nün Dökme Kurşun Operasyonu üzerine çalışması, İsrailli askerlerin “çoğu sığınacak bir barınak aranmak için evlerinden kaçan çocuklar ve kadınlardan oluşan bireyler” e “yakın menzilli atışları”nı ayrıntıyla inceliyordu. [6] Öldürülen diğer kimseler ise “günlük aktivitelerine devam eden” insanlardı. İnsan hakları kuruluşu, “silahsız sivilleri kasten öldürmenin bir savaş suçu” olduğunu vurguladı.

Gazze’deki savaş sırasında İsrail’in öldürdüğü çocukların sayısı (300’ün üzerinde) ile ilgili bir rapor, çocuk ölümlerinin %38’inin 0-11 yaş arasında olduğunu gösteriyordu. “Ezici çoğunluk”, “ya kendi evlerindeyken ya da evlerinin çevresinde öldürüldü.” [7] Bu hikayelerden biri:

5 Ocak 2009’da tahminen 16.00’da, Amal Olaiwa ve dört çocuğu, Gazze Şehri’nin doğusundaki Şicaye’deki evlerinin mutfağında bir topçu mermisiyle vurularak öldürüldüler. Mermi, yatak odasının camını parçalayıp mutfağa düştü, Amal Olaiwa’nın başını kopardıktan sonra üç oğlunu ve kızlarından birini ölüdrdü. Olawia ailesinden saldırıya tanık olan Amanl’in kocası Haider ve en büyük oğlu Muntasser dahil diğer üç üyesi de yaralandı.

Kurbanların kimliği: Amal Olaiwa, 40, Motassem Olaiwa, 14, Momen Olaiwa,13, Lana Olaiwa, 9 ve Ismail Olaiwa, 7 olarak belirlendi.

Birkaç kurbanın ismi üzerinde durmak belki de son noktayı koymak için iyi bir zamandır. Sonuçta Filistinlilerin gerek duyduğu şey raporlardan ziyade daha çok faaliyetti. Araştırmalar tabi ki çok değerliydi. İsrail’in uydurmalarının ne olduğunu ortaya çıkarmaya yardım ediyordu. Fakat savaş suçlarının kanıtını ortaya koyan sivil toplum ve siyasetçiler aynı zamanda eyleme geçmezse, daha pek çok Filistinli ismin ve Gazze’de katledilen yüzlercesinin daha Olaiwa ailesine dahil edileceğinden emin olabiliriz.

Son Notlar:

[1] "Gaza: 1.5 million people trapped in despair," International Committee of the Red Cross, 29 Haziran 2009 (erişim 18 Temmuz 2009).

[2] Örn. Bkz, Nancy Kanwisher vd, "Reigniting Violence: How Do Ceasefires End?," The Huffington Post, 6 Ocak 2009; Jim Holstun and Joanna Tinker, "Israel's fabricated rocket crisis," The Electronic Intifada, 6 Ocak 2009.

[3] "Independent apparatus needed for investigation of Operation Cast Lead," B'Tselem, 22 Nisan 2009

[4] "Gaza case studies: Weapons use," BBC News, 23 Şubat 2009

[5] "American NLG Lawyers Release New Findings that Israel Violated International Law, US Domestic Law in Gaza," National Lawyers Guild press release, 2 Nisan 2009.

[6] "Amnesty accuses Israel of using human shields in Gaza," Agence France Presse, 1 July 2009.

[7] "War Crimes Against Children," Palestinian Centre for Human Rights (PCHR), May 2009.

* Ben White “Israeli Apartheid: A Beginner’s Guide” kitabının yazarı.

**Solun Doğusu için Gamze Büyüktanır tarafından Türkçeleştirildi.


Kaynak: Electronic Intifada / Solun Doğusu



















Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org